MİLANO TASARIM HAFTASI / BETTER HOMES AND GARDENS

Tasarım ve tasarımcının  en bilinen üslerinden biri olan Milano şehri, yarım asırlık mobilya fuarının 52. sini geride bıraktı. Fuar herkesin bildiği gibi beraberinde düzenlenen  pek çok etkinlikle beraber, “Milano Tasarım Haftası “ olarak dünyanın en çok takip edilen tasarım etkinliği olma özelliğini taşıyor. Fuar için Milano’ya giden bir kişi için şehrin Trienalle, Zona Tortona, Ventura Lambrade ve Brera bölgelerini de gezmek nerede ise bir zorunluluk halinde artık. Buna son iki – üç yıldır sayıları gittikçe artan bir biçimde müzelerde, okullarda ve  çeşitli binalarda düzenlenen etkinlikleri de ekleyince, her köşesinden tasarım ve yaratıcılık fışkıran bir kent, dolu dolu bir hafta, ağrıyan bacaklar ve akşamları düzenlenen türlü türlü etkinliklerin birinden öbürüne koşturmaktan dolayı aşırı sosyalleşmiş bir insan ordusu ise başbaşa kalıyoruz. Buna ben “Milano sendromu” diyorum; zira bir de post- Milano sendromu var tasarım camiasında. O da , tasarım haftası sonrasında nerede ise hiçbir firmadan tepki alamayıp, işlerinizin aksaması durumu, herkes yorgunluk atıyor.

 Elbette, bu tempo ve bu çokluk içerisinde pek çok gereksiz, saçma, çirkin, tekrar olan eşyalar, sergiler ve  işler ie de karşılaşıyorsunuz. Ne varki  bunlara ragmen yine de bu ortam gelecekteki eğilimleri ve yeni ürünleri görmenin en etkin adresi.

 Bu yıl ilgimi çeken en önemli gelişme, elbette ekonomik krizden fazlası ile etkilenmiş bir İtalya ile karşılaşmış olmaktı. Bu durum firmaların stand büyüklüklerinden kent içindeki düzenledikleri etkinliklerin kalibresine, çalıştıkları tasarımcı sayısından, ortaya çıkan tasarımların niteliğine  kadar pek çok açıdan kendini açıkça gösteriyordu. Milano’nun önemini kavrayan ve çoğunlukla devlet destekleri ile açılmış “diğer” ülkelere ait organize katılımlar, tasarım haftasının durumunu kurtarmış olsa da, geçmiş yıllara gore, iyi- yeni birşeyler görmek  samanlıkta iğne aramaya benziyordu dersem yalan olmaz.

TASARIMDA YENİ EĞİLİMLER

Kiremit renginden uçuk pembeye her aralıktaki renk, kırmızı ve fuşya ile birlikte  fuarın resmi rengiydi denilebilir. Beraberinde mavi ve hardal tonları ile birlikte nerede ise tüm firmalar bu  alanda el sıkışmışlardı. Mavinin turkuazdan buz mavisine ve uçuk maviye kadar çok geniş bir kullanımından bahsediyorum; ahşap ile oldukça uyumlu olan bu tonlar tüm fuara hakimdi.

Fuarın resmi şekli  altıgen ve çokgen olarak kayıtlara geçti. Zaten  uzun zamandır gündemde olan bu form / eğilim, yüzeylerden  üç boyutlu  konstüksiyon kullanımlarına kadar o kadar tekrar halindeydi ki, altıgen olan hiçbirşeyin artık maalesef  “ yeni “ gelmeyeceğini belirtmeliyim . Doğal malzemeler , keten, ipek, pamuklu tekstiller ile  naturel yüzeyler (taş, beton, naturel görünümlü ahşaplar) hatrı sayılır biçimde ağırlık taşıyordu. Açık renk ahşapların kırmızı ve neon sarı gibi renklerle kullanımına da  halen rastlamak mümkündü.

Genel çerçevede,  süslemeden uzak, fonksiyonları ve/veya malzemeleri ile öne çıkan sade bir tarzın önümüzdeki dönemde etkili olacağını belirtmek mümkün. Bu sadeliğin altında  iyi bir üretim ve malzeme kalitesinin şart olduğunu elbet belirtmeye gerek yok.

MOBİLYA, AYDINLATMA VE OFİS …

 Mobilya tarihinin ayaklı müzesi konumundaki Vitra markası,  yine standında yarattığı ambiansı ile güncel  eğilimlerin bir aynası konumunda idi. Sunduğu en çarpıcı yenilik Hella Jongerius tasarımı pratik ” oursin” puflardı.

Önümüzdeki dönemin minimal ve fonksiyonel yapısına en çok vurgu yapan firmalardan biri Arper di. Firmanın  song ve wing  isimli askıları ile yastık koleksiyonu  hafif ama bir  o kadar de esprili idi.( Tasarım: Lievore Altherr Molina)

 Established and Sons –limited  ürünlerini Ventura Lambrade’de  sergiliyordu. Buradaki seçkide Zaha Hadid ve Barber-Osgerby nin tasarımları geleceğe  ışık tutan gelecekçi  yaklaşımları ile öne çıkıyordu.

En beğendiğim ürünler arasında Pinwu’ dan Lu isimli  porselen sehpalar bulunuyordu. Çinli tasarım stüdyosu Pinwu’nun Yuhang bölesine ait  geleneksel malzemeleri  çağdaş tasarımlarda yorumladıkları ” From Yuhang”  sergisi buram buram doğa ve insan kokuyordu. Bambu, ipek, porselen gibi malzemelerin usta ellerde nasıl şekillendiğini ve bunlara katılan çağdaş tasarımcı yorumlarını görmek isterseniz mutlaka fromyuhang.com sitesini ziyaret edin derim.

 TÜRKİYE’DEN KATILIM

Fuara katılanlar arasında Türkiye’den de her zaman alışık olduğumuz isimler vardı. Autoban, Universita Degli Studi di Milano’nun bahçesinde Interni işbirliği ile düzenlenen Hybrid sergisinde, bence hayal kırıklığı olan bir enstalasyon ile yer alırken, Salone Satellite nin nerede ise müdavimi olan Begüm Çelik ( gotwob) yeni sehpaları ve  eğilimleri iyi yakalayan renk kartelası ile bana en umut vaad eden genç tasarımcılarımız arasında olmayı sürdürdü. Ancak Milano daki en etkili katılımımız kuşkusuz Gaia Gino’nun “Wallpaper – Handmade” sergisindeki varlığı ile, kuratorlüğü Demirden  tarafından yapılmış olan İMİB in “ Işıkla Yıkanmak “ isimli mermer sergisiydi. Gaye Çevikel, kısa bir süre önce art direksiyonunu üstlendiği Verellum markası ile birlikte, Wallpaper sergisinin ve etkinliğinin işbirlikçilerinden biri konumundaydı. Koleksiyonu arasında pek çok ünlü tasarımcının nargileleri ve diğer cam objeler bulunurken bunlar arasında kanımca Defne Koz- Marco Susani tasarımları öne çıkıyordu.

İMİB’ni  ise Milano’daki katılımlarını ikinci kez gerçekleştirerek süreklilik kazandıkları için kutlamak gerek. Bu yılki tasarımcılar ve yaptıkları enstalasyonlar beni geçtiğimiz yılki kadar heyecanlandırmadıysa da bu sergiyi hem sevgili dostlarımın çabaları hem de böylesi bir kurumun yaptığı büyük yatırım bakımından alkışlamadan geçmek istemem.

 ÖZEL SERGİLER

Milano da fuar ve sergilerin haricinde her zamanki  gibi özel etkinlikler ve sergiler haftaya asıl damgasını vuran anlardı. Hollanda, İsviçre, Polonya, Belçika, Kore, Danimarka  devlet destekli tasarım sergileri ile hafta boyunca boy gösterdiler. Domus  dergisinin ” Blast” sergisinde dergiciliğin perde arkasındaki birbirinden şahane fotograf ve diayı görmek, dolayısı ile tasarımcı ve mimarların efsane anlarına tanıklık etmik mümkündü. Benim için  bu etkinliğin önemi, duayen tasarımcı Enzo Mari ile ikinci kez aynı havayı solumak ve  şahane bir Milano evinde konuk olmaktı. Sergiler arasında Museo Nazionalle della Scienza e della Tecnologia’da yer alan ve kuratorlüğünü Tom Dixon’un üstlendiği,  genç yeteneklere ithaf olunmuş seçkisi etkileyiciydi. Bu alanda yer alan Polonya katılımı  ve özellikle kurucuları arasında efsane Li Edelkoort’un bulunduğu, ve Polonya’da eğitim sistemine nasıl meydan okuduğunu bizzat yerinde gördüğüm The School of Form öğrencilerinin  sergisi şahaneydi. Bu sergide de başrol oyuncusu olan yemek tasarımı, tüm görkemi ile Ventura Lambrade de açılmış olan ve Padglioneitalia tarafından düzenlenmiş olan “Foodmood” isimli sergide bizleri şaşırttı. Bu yıl Milano’ da yemeğin tasarımından,  yemek ile gerçekleştirilen tasarımlara kadar bu konu çok boyutlu olarak öne çıktı.

ÖNE ÇIKAN TASARIMCILAR

Uzun zamandır takip ettiğim Doshian Levi ile  başta Moroso olmak üzere pek çok kere karşılaşmak hoş oldu. Bunun yanısıra artık baskın bir biçimde Milano’da işlerine rastladığımız Nendo ve Patricia Urquola yine aynı yoğunlukta karşımıza çıkan isimlerdi. Moooi, Marcel Wanders ile Zona Tortona’ya gitmenin nerede ise tek sebebi gibiydi. Harika tasarımlar ve sergileme benim için Milano tasarım haftasının unutulmazları arasında yer aldı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s