100 YILLIK BİR PERFORMANS : MANİFESTOLAMAK ( İSTANBUL ART NEWS, KASIM 2014 )

manifestolamak

Reklamlar

GELECEK… ( OPTİMİST DERGİSİ KASIM 2014 )

Bu yazıyı hazırlamam gereken sıralarda, önüme gelen bülten, haber ve duyuruların çoğunda bu kelime vardı: “Gelecek”. Kavramın üstünde düşüncelerin yoğunlaştığı bir anda da Instagram’dan takip ettiğim Hans Ulricht Obrist, tasarım yazarlarından Stefano Boeri ‘ye ait şu cümleyi paylaştı “In the future no events, only stories / gelecekte etkinlikler olmayacak; sadece hikayeler “. Bu son mesaj öylesine güçlü ki, yazıma başlık olarak “ gelecek” kavramını atmayı uygun buldum.

Tam da bu yayını elimize aldığımız günlerde, ikinci İstanbul Tasarım Bienali başlamış durumda; etkinlik 1 Kasım- 14 Aralık tarihleri arasında İKSV tarafından düzenleniyor. İlkini gerçekleştirdiğim ve ikincisinin de danışma kurulu üyeleri arasında bulunduğum bu etkinlik için tüm kavramsal çerçeveyi ve etkinlikleri seçilen küratorler belirliyor. Bu yılki bienalin küratorü olarak belirlenen Zoe Ryan, bienal temasını “The future is not what it used to be / gelecek artık eskisi gibi değil “ olarak belirlemişti. Şimdi bu kavramsal çerçevenin yerel ve uluslararası tasarımcılar tarafından nasıl ele alındığı ve İKSV tarafından nasıl sunulduğuna bakma zamanı.Tasarım adına pek çok yenilikçi fikir ve girişim ile karşılaşacağımıza eminim.

Gelecek başlıklı bir yazıyı bu iki ilham kaynağı cümle üzerinde şekillendirmesem; iş dünyasının işine yarayacak çoğunluğu teknoloji tabanlı pek çok eğilimden, üründen veya son dönem gelişmesinden bahsetmem olasıydı. Ne var ki Boeri’nin sözü beynimde dalgalanmaya devam ediyor: “ etkinlikler değil; hikayeler.”

Uzun zamandır işbirliği yaptığım firma ve kurumlara bahsettiğim bir düşünce bu. Etkilikler, ürünler, hizmetler, markalar hatta kurumsal yapıların kendisi için geçerli bir bakış açısı. Hikaye yoksa, hiçbirşey olmaz.

Pek çok pazarlama duayeni de benzer bir düşünceyi savundu; savunuyor ama sanki bunun sonucunda önce ürünleri ortaya koyup sonra onlara uydurulacak hikayeler bulunma işi daha revaçta oldu ne dersiniz? . “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” deyişindeki misal, elinde iyi bir ürünü ( yada tasarımı), olduğuna inanan bir kurumun bunu altında son derece başarılı metinler, hikayeler ile sunması pazarlama dünyasının olmazsa olmazı, rekabetçi dünyanın bir gereksinimi gibi duruyor.

Peki bu sonradan uydurulan hikayeler ürünlerinizi ne kadar sattırıyor? Markanıza nasıl değer katıyor? İhtiyaçtan doğmayan veya kullanıcıya yeni bir yarar önermeyen bir ürünün üretimi, pazara sunumu için harcanan kaynaklar yerine, iyi bir ar-ge süreci sonrası, pazardaki açık noktalara vuruş yapabilen ve en önemlisi de gerçek yaşamlarla dokunabilen hikayeleri olan ürünler, hizmetler sunulsa daha uzun vadeli bir başarı grafiği elde edilemez mi?

Bu alanda en önemli bulduğum iki global örnek Camper markası ve tasarımcı olarak Yves Behar. ( Bunları izninizle bu sınırlı alanda açmayacağım; internetten araştırabilirsiniz). Kuşkusuz IDEO’nun dünyanın en büyük çaplı şirketlerinden biri olmasının temelinde de tasarım ve inovasyonu insan merkezinde hikayelerle özdeşleştirebilmesidir. Öyle ki bu yazıyı yazmadan önceki bir saat boyunca ben de OpenIDEO açık kaynak platformunda, dünyanın her köşesinden takım arkadaşlarımla, Ebola virüsünden etkilenen insanların hayatını nasıl olur da tasarım ve yaratıcılıkla daha de iyileştirebiliriz temalı proje kapsamında fikir ve hikayeler paylaştım. Bu hikayeler herkesin katılımı ile gelişiyor; şekilleniyor ve gerçek projelere dönüştürülmek üzere biriktiriliyor . IDEO ise buradaki fikirler ve hikayeler ışığında gerekli ürün gelişimi, bağlantıların kurulması gibi alanlarda işini geliştiriyor.

Değerli iş dünyası ve tasarımcılar, global örneklerden öğrenecek çok şeyimiz var; gelecek sadece teknolojide değil; işbirliklerinde, fikir havuzarında, ar-ge de, ve insan odaklı hikayelerde.