yaratıcı endüstri seçkisi / optimist ekim 2013

Screen Shot 2013-12-23 at 3.19.49 PM

Reklamlar

125 yıllık hikaye / optimist dergisi aralık 2013

1888 de üretilen ve ilk elektrikli araba olarak kabul edilen Alman üretimi Flocken Electrowagen‘dan bu yana tam 125 yıl geçti. 2000’li yıllara gelinceye kadar elektrikli araçlara yatırım yapmayan endüstri, karşılaştığı tüm  zorluklara  ve soru işaretlerine rağmen bu “yeniden canlanan” pazarda büyümeye devam ediyor.

Açıkçası bir tasarımcı olarak asıl ilgimi çeken elbette elektrikli araç endüstrisinin ekonomisi değil; bu yeniden yapılandırılan ürünün, pazara girerken yaşadığı zorluklar. Yeni ürün geliştirme süreci, o ürünün tasarım sürecinden daha önemli. Elektrikli araçlar, beraberinde pek çok soru işaretini de getiriyor:

Endüstrinin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri bu araçların ar-ge ve tasarım süreçlerinin yüksek maliyetleri. Büyük yatırımlar yapılarak geliştirilen modeller için tüm firmalar aşırı titizlense de, hız ve seyahat kapasitesinin arttırılması gibi teknik zorunluluklar özel malzemelerin tercih edilmesini gerektiriyor ve nerede ise tüm süreçler klasik araçlara göre daha pahalıya mal oluyor. Bu maliyet artışı şimdilik doğrudan tüketiciye yansıdığından diğer araçlarla kıyaslandığında elektrikli araçlar halen çok pahalı.Pazar, 2012’den bu yana %100 büyümüş görünse de 2013 de sadece 120.000 adet araç satıldı.

Şarj sorunu endüstrinin önündeki  büyük problemlerin başında geliyor ; üstelik çok boyutlu bir sorun. Nissan ve Renault işbirliği, bu yılın son çeyreğinde 2016 için öngördükleri satış hedefini tutturamayacaklarını açıkladılar. Sebebi ise  istasyonların yaygın olmaması ve bu durumun sürücülere bekledikleri güven ve konforu vermemesi .İstasyonların yanısıra şarj süresi, başka bir problem.  Pek çok marka bu konuda büyük gelişmelere imza atarak 20 saatlik süreleri 3.5 saate indiren versiyonları yaratsa da, şarjı biten aracınızı ancak bu süreyi bekledikten sonra tekrar kullanabiliyorsunuz. Adım başı bulunabilecek bir  benzin istasyonundan yaklaşık 10 dakikada, sizi iki veya üç katı mesafe götürebilecek enerjiyi alabildiğiniz günümüzde, elektrikli araçlar doğal olarak dezavantajlı kalıyor. Akıllı telefonlarımızın şarjı bittiğinde yaşadığımız günlük sorunları düşünürsek, tüketicinin araç konusundaki hassasiyetini anlamak hiç de zor değil. Araçları şarj ederek de rahat edemiyoruz çünkü tam şarj edilmiş bir araçla 100-150 km kadar yol alınıyor. Küçük şehirler ve az kullanan tüketiciler için çok da sorun teşkil etmeyecek bu problem, büyük şehirlerdeki günlük yaşam için ciddi bir risk oluşturuyor; konfor alanını daraltıyor; diğer yandan bu limit araçların şehirlerarası yolculuk şansını da azaltıyor.

Kömür ve nükleer enerjiye bağımlı elektrik üretim süreci çevreye duyarlı değilken, elektirikli araçlar gerçekte ne kadar yeşil? Elektrikli araçlarla ilgili olarak bence en etkili soru bu. Kriz sonrası artan petrol fiyatları ve petrol için dış bağımlılığı azaltmak amacı ile yeniden alevlenen bu endüstrideki en etkili pazarlama aracı çevreci yaklaşım. Diğer yandan bunca elektriği üretmek için daha çok nükleer veya kömür santrallerine ihtiyaç duyulacağı oldukça açık. Elektrikli araçlarda kullanılan pillerin çevreye zararlı olmadığı ve %78 ler oranında geri dönüştürülebildiği bazı kurumlar tarafından açıklansa da bu konuda hala tatmin edici bir araştırma ve istatistik bulunmuyor.

Elektrikli araçlar neredeyse sıfır ses çıkarıyor; bu gürültü kirliliği bakımından önemli bir avantaj. Diğer yandan, tasarımı hakkında  bilgi aldığım bir araç için tasarımcısı şunu eklemişti “yayalar araçları fark etsin diye onlara sahte motor sesi yerleştirmemiz gerekiyor !” yorumu size bırakıyorum!

Başta da belirttiğim gibi yeni bir ürünü geliştirmek, pazarda ona yer açmak  oldukça zahmetli  ve zaman istiyor; yeni işbirlikleri kaçınılmaz hale geliyor. Konu alışageldiğimiz  araçlarımızı elektrikli araçlarla değiştirmek olduğunda bu değişimin sadece üründe yapılması yeterli değil; tüm sistemin yeniden tasarlanması gerekli ve bu da epey bir zaman alacağa benziyor.