YEREL YÖNETİMLER İÇİN DESIGN THINKING ( TASARIM ODAKLI DÜŞÜNME METODOLOJİSİ ) ÜZERİNE BİR ÖRNEK: DUBLİN

optimist DT1-ekim14 optimist DT-ekim 14

Reklamlar

Yöneticiler yaratıcı devrime hazır mı? Optimist / Şubat 2014

Yılın ilk yazısında, “tasarım ile değişim” demiş; bunun öncüsü olan iki önemli yayın hakkında bilgi vermiştim. Değişim konusunu biraz daha açmak istiyorum.

2012’de ilki gerçekleştirilen Tasarım Bienali ‘ndeki Adhokrasi sergisinde  Türkiye’de ilk kez 3D yazıcıları sergilemiş ve bunların kopya tasarımlar üretmekten çikolata basmaya kadar uzanan farklı kullanımlarını irdelemiştik. Bunun üzerinden sadece 2 yıl geçti ve bu sergide pek çokları için belki de uzak ihtimal görünen üç boyutlu yazıcı, yaratıcılık dünyasında çığ gibi büyüdü, yeni bir devrim olarak hayatın her köşesine sızdı. Geçtiğimiz bu dönemde Hershey’in müşterilerinin istediği çikolatayı 3D baskı teknolojisi ile üretip satacağını, şapkaların, ayakkabıların 3D basılmış versiyonlarını, bu şekilde ilk kez üretilen silahı veya tıpta kullanılan son derece başarılı 3D örneklerini gördük, görmeye devam ediyoruz. Devrim şu ki, bu teknoloji sadece belli bir jenerasyonun meşgul olduğu bir yenilik değil, artık nerede ise dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinde ilk öğrenim çağındaki öğrencilerin eğitimi için kullanılan bir araç. İlk öğrenim kara tahtadan sonda gördüğü dijital araçlardan, 3D yazıcı kullanımına hızla geçti. Çok kısa bir sure sonra geleceği şekillendirecek bu beyinlerin günlük hayat anlayışları bizimkinden fazlası ile farklı, araçları ve yaratıcılık meselesi ile olan ilişkileri bizlerden fazlası ile üstün.

Bu ve benzeri gelişmeleri uzaktan, takdir veya eleştiri ile izlemek bir yana, her yöneticinin farkında olması gereken şey,10-15 sene içinde bu jenerasyon ile işbirliği kurmak, iletişim içinde bulunmak  zorunda kalacağı gerçeği. Türkiye’nin konuya şu andaki uzak ara mesafesini düşündüğümde ileride büyük problemler yaşayacağını söyleyebilirim. İş dünyamız bu değişim için hazırlıklı değil .Hazırlıklı olmak için istekli, destekçi de değil.

Ilk öğrenimde hızla yaygınlaşan diğer bir konu ise tasarım odaklı düşünme ( design thinking).  Daha once bu sayfalarda kısaca değinmiş olduğum bu  metodoloji bugün ilk öğrenim çağındaki öğrencilerin  problem çözümünde , yeni fikir üretebilmede daha cesur olmalarında etkin bir yöntem olarak kullanılıyor. Çok mutluyum ki lise çağındaki kızımın okulunda ve bildiğim bir kaç özel okulda da bu uygulamalar yakından takip ediliyor ve uygulanıyor ama MEB eğitim sistemi içerisinde tasarım odaklı düşünme yöntem ve araçlarını görebilmek, yeni nesli daha yaratıcı ve yeni fikirler üretebilen bir nesil olarak yetiştirmek bana yine ülkemiz için uzak bir ütopya gibi görünüyor.

Geçtiğimiz yıllarda  hayatımıza giren kavramlar arasında “maker” ve “repair” da var. “yapıcı” ve “ tamir etmek” olarak  çevirebileceğim bu iki kavram, aslında aşırı üretim – tüketim dengesine karşı insanlar tarafından açılmış bir savaş. Para ile satın alınan ihtiyaçları, değişen eğilimler ile sürekli yenilemek veya arızalandıklarında yenisi ile değişitirme kültürünün aslında sürdürülebilir bir yaşam için ne kadar yanlış olduğunu vurguluyor “repair” hareketi. Maker  hareketi ise, insanların artık ve/veya yeni malzemelerden kendi ihtiyaçlarını kendilerinin üretmesi, başkalarına bağımlı olmadan kendi basit araç ve gereçlerini yapabilmesi üzerine kurulu bir hareket. Tüm dünyadaki makerlar, farklı ülkelerde bir araya gelip bir de maker pazarı kuruyorlar. Bu iki hareketi önemsemeyebiliriz; bir grup insanın  ortaya attığı ve uyguladığı bir aksiyon gibi görebiliriz ama öyle değil. Her iki hareket  de geleceğin üretim – tüketim dengelerinde etkili olan büyük bir devrim niteliğinde. Sürdürülebilir ve daha duyarlı bir dunya için  müthiş bir bilinç yaratıyor ve yaygınlaşıyor. Ülkemizde gelişmişliğin hala açılan AVM sayısı ile ölçümlendiği  düşünülürse bu kavramlardan da ne kadar uzak olduğumuz açıkça anlaşılabilir.

Yeni dünya oldukça yaratıcı, değişim yaşamış bir dünya ama biz buna hazır olmak için bilinç ve donanıma maalesef şu anda sahip değiliz. Üretimden satışa, ihracattan günlük hayatlarımıza kadar her alanda etkili olacak bu yaratıcı devrimleri anlamak ve özümsemek için iş dünyasının vizyoner olması gerekli.

tasarım ile liderlik, tasarım ile değişim

2014 yılında tasarımı asla bildiğimiz değerler üzerinden konuşmayacağız.

Yeni bir yılın ilk günlerinde dünya, tasarım adına yepyeni bir çağın da başlangıcını kutsuyor gibi. Aslında neredeyse son 5 yıldır ivmelenen bu dönüşüm, geçtiğimiz aylarda yayınlanan onlarca makale, konferanslarda yapılan sunumlar ve ardarda basılan yeni kitaplar ile artık tescillendi. 2014 yılında tasarımı asla bildiğimiz değerler üzerinden konuşmayacağız.

Size bu kez, beni bu dönüşüm ile ilgili olarak heyecanlandıran yayınlardan sadece ikisinden bahsedeceğim; umuyorum yeni yıl için bu iki önerim sizler için de yenilik ve heyecan kaynağı olsun.

İlk yayın, Maria Giudice ve Christopher Ireland tarafından kaleme alınmış olan “Rise of the DEO / Leadership by Design”. Bugüne dek meslek pratiklerinin yanısıra tasarımın yönetimsel gücünü kendi kariyerinde ve yeni girişimler yaratmada kullanmış bir kişi olarak bu kitap bana ilaç gibi geldi; geçtiğimiz ay bir çırpıda okudum.

Kitap isminden de anlaşılabileceği gibi, yeni çağda, firmalardaki CEO (Chief Executive Officer) ların yanında aynı yetkilerde DEO (Design Executive Officer) ların da  alacağını (yada CEO ların, DEO özellikleri taşıyan kimselere dönüşmesi gerektiğini) savunuyor özetle.

Tasarım kelimesi özellikle iş dünyası için bugüne kadar inovasyon, rekabet, yenilik ile özdeşleşti. Bu kavramı tanımlayan pek çok geçerli açıklama var. Kitapta bunların hiçbirinin yeterli olmadığından bahsediliyor. Tasarım “iş”inin özüne indiğimizde aslında “değişim” den bahsediyoruz. Yeni bir ürün, sistem veya organizasyon tasarlamak mevcut olanı değiştirmek veya hiç olmayan bir öneri ile yepyeni (yani değişik) bir alışkanlık getirmektir. Tasarımcı bakış açısının en büyük gücü, değişim ve yenilik için risk alma cesaretinin olması. Bu nedenle  kitabın yazarları tasarım kavramının tanımına net olarak şunu ekliyor: Tasarım, kolektif değişimi teşvik etmektir.

Size önereceğim diğer yayın ise Patrick Newbery ve Kevin Farnham tarafından kaleme alınmış olan “ Experience Design / A Framework for Integrating Brand, Experience and Value “. “Deneyim Tasarımı” olarak Türkçe’ye tercüme edebileceğimiz bu kavram da son yılların altı hızla doldurulan yeniliklerinden biri. Kullanıcı Odaklı Tasarım yaklaşımı ile birlikte akademik ortamda fazlaca yaygın olan bu kavramı, iş dünyamıza yeterince etkin biçimde aktarabilmiş olsaydık, bugün tasarım pratiği ile iş dünyası arasındaki beklentiler biraz daha birbirine yaklaşabilmiş olurdu. Bu yayında en çok hoşuma giden, deneyim tasarımı kavramını sadece  ürün ve müşteri odaklı olarak ele almayıp, yönetsel bir düzeye çıkarabilmesi. Deneyim tasarımının, firmalar için en öncelikli kavramlar olan “marka” ve “değer”  kavramları ile  entegrasyonunu sağlayayan bir içerik sunuyor bu kitap.

Kitapta altı çizilerek değinilen konu, maker/designer dediğimiz yapıcı tasarımcılar ile işveren arasındaki anlayış farkı. Güzel olan şu ki her iki tarafı birbirine yaklaştıracak öneriler de bir ders kitabı hassasiyetinde sıralanmış durumda. Şu güne kadar tasarımcı tarafındaki problemlerin bu denli iyi ifade edildiği, diğer yandan da iş dünyasındaki bakış açısı ve önceliklere göre başarılı yol haritalarının önerildiği bir yayına rastlamadım diyebilirim. Kendi işinin patronu olan ve şirketlerinde yetkili olan tüm yöneticilere hararetle tavsiye ederim. Yaratıcı bir yıl olması dileklerimle.

 

Etkinlik Ekonomisi / OPTİMİST DERGİSİ EKİM 2013

Eylül ayı ile birlikte tüm dünyayı yine sanat ve tasarım etkinlikleri sardı.Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen hız kesmeyen bu etkinlikler, yaratıcı sektörleri kalkındırmak için mi, yoksa etkinliğin ekonomisi başlıca hedef mi?

2012 yılında DOMUS dergisinde belirtildiğine göre dünya üzerinde toplam 54 tasarım, kentsel tasarım, grafik, mimarlık bienali / trienali var. Bunların dışında en az 60 kent tasarım haftası düzenliyor. Her yıl onlarca tasarım ödülü organizasyonu sahne alırken, fuarlar, tasarım kentleri, vakıf, müze gibi kuruluşların tekil etkinlikleri ile 300’e yakın farklı yaratıcı odaklı organizasyondan söz etmek mümkün. Londra ve NewYork yerel yönetimleri pek çok farklı etkinliği tek bir çatı altında toplayarak aynı zaman dilimine denk getiren “tasarım festivali” kavramını benimsedi.Her etkinlik türünün farklı amacı olsa da bu çokluk, yaratıcı ekonomiler için darboğazdan çıkışın bir yöntemi niteliğinde.

Yaratıcı endüstri etkinliklerine ek olarak, güncel sanat bienalleri, yeni medya festivalleri ile geçtiğimiz yıllarda sahne almaya başlayan ve yaratıcı alanlarla iş dünyasını buluşturmayı amaçlayan FastCompany, BusinessWeek, Dwell gibi dergilerin özel etkinlikleri başlı başına bir “yaratıcı turizm” yaratıyor. Milano’da her bahar düzenlenen mobilya fuarı beraberindeki tasarım etkinliklerine 2013 ‘te sadece 7 gün süresince 400.000 kadar kişi akredite oldu ; kriz öncesi bu sayının 800.000 olduğu da açıklanmıştı. Sayılar sınırlı yada çok olsun, bu etkinlikler ciddi miktarda insan çekiyor; doğal olarak etkinlik döneminde oteller dolup taşıyor; konaklama ve ulaşım fiyatları katlanıyor ve ziyaretçiler azımsanmayacak bir alışverişin yanında tüm yeme içme ve eğlence mekanlarını da ihya ediyor. Peki bu sektörlerin asıl aktörleri için de aynı mutluluktan söz etmek mümkün mü?

Bienaller, trienaller gibi ticari boyutu olmayan, kültürel çıtası yüksek ve belli bir söylem etrafında düzenlenen etkinlikler çoğunlukla yeni fikirlerin, deneysel ve akademik çalışmaların sergilendiği etkinliklerde yaratıcı aktörlerin tek kazancı isimlerini duyurmak ve fikirlerini insanlarla paylaşarak sonuçlarını test etmekten öteye pek geçemiyor. Eğer fazla “iyi” bir fikriniz var ise ve etkinlik süresince iyi tanışıklıklar kurabildiyseniz bu size başka kapıları açabilir, ticari olabilecek bağlantıları ve tanınırlığı kurmanıza araç olabilir.Bu sebepten fazlaca zahmetli olmasına ve kısıtlı olanaklara rağmen binlerce tasarımcı, mimar, akademisyen ve araştırmacı bu tür etkinliklere katılmayı bir prestij olarak görüyor.

Fuarlar ve tasarım haftaları ise yaratıcı ürüne, hizmete direkt olarak ulaşmayı sağlıyor. Moda haftalarında tasarımcıların ve markaların yeni koleksiyonları podyumda görücüye çıkarılırken, mobilya ve tasarım fuarlarında yapılan da başka bir şey değil; büyük yatırımlar yapılarak  hazırlanan devasa  standların da, çok “orjinal” bir mekan olduğu için eski bir hapisanenin nemli dehlizlerinde hazırlanan sergiler de hep aynı kaygıyı taşıyor: yeni müşteriler, daha çok satış ve biraz da şöhret.

Sonuç olarak, bu etkinliklerin bahsettiğim “yaratıcı turizm” kavramı bağlamında kentin, dolayısı ile ülkenin ekonomisine katkısı aktörlere olan katkısından daha etkili gibi görünüyor ama pek çok bakımdan bu sistemin dışında kalmak yaratıcı insanlar ve markalar için pek akıl karı değil.

Yaratıcı etkinlikler sektöründe henüz emekleme aşamasında olan İstanbul’da bu pazarda büyük boşluk var ve önümüzdeki dönemler bu bakımdan eskisinden daha hareketli olacak gibi.

Tasarım Odaklı Düşünce (DESIGN THINKING) /optimist dergisi eylül 2013

Davos‘ta geçtiğimiz Ocak’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu’nda ilk kez tasarım odaklı oturumlar yapıldı ve resmi bir birim olarak Tasarım ve İnovasyon Global Gündem Konseyi ( Global Agenda Council on Design and Innovation ) etkinliklerine başladı.11 Temmuz’da ise Birleşik Krallık’ta ilk kez devlet yönetimi tarafından tasarım kelimesi iç işleyişin “ toplum için servis tasarımı”, “politikaların tasarımı” ve “mevzuatların tasarımı” tanımlamaları için resmi dil olarak kullanıldı.

Tasarım, değişen kabuğu ile tekniği ve estetiği buluşturan bir meslek pratiği olmaktan çıktı ve üst yönetim düzeyinde benimsenmeye başlayan bir “ strateji ” konumuna erişti. Buna:“ Tasarım Odaklı Düşünme ” olarak tercüme edebileceğimiz “Design Thinking” deniyor.

Bu yöntemin kullanımı ile birlikte, tasarım “iş” inin özüne dönüyor ve biz tasarımcıların herhangi bir yaratıcı problem çözmek için temel eğitim olarak edindikleri çeşitli evreleri, iş dünyasının yönetim süreçlerine aktarıyoruz. Bu aslında bir tür strateji. Başta bu akımın öncüsü olan IDEO’nun yaptığı çalışmalar ve pek çokları ispatlıyor ki olumlu sonuçlar her zaman garanti.

Tasarım odaklı düşünme ile ekonomik büyüme, iş geliştirme ve  kalkınma alanları farklı bir boyut kazanabiliyor. Yarıtıcı bakış açısı aynı zamanda mevcut uygulamaların sağlamakta başarısız kaldığı “ sürdürülebilir” bir gelecek için de umut ışığı demek.

İş dünyamızın ve 2023 hedeflerinin kanımca fazlaca ıskaladığı bu “ yaratıcı ” stratejilerde tüm dünya inanılmaz bir ivme ile evrilmeye başladı. Ucuz üretimin kalesi olarak bildiğimiz Çin’de 2012 itibarı ile  tasarım öğrencisi sayısı tam bir milyon, ama ben yine de tasarım konusunda Çin ve İtalya gibi ülkeleri bırakalım ve gözümüzü artık biraz da Afrika, Tayvan, Güney Kore, HongKong, Singapur, Malezya, Endonezya, Hindistan gibi çok da düşünmediğimiz ülkelere çevirelim derim; bu ülkelerin her biri batı dünyasından aldıkları destekler ve danışmanlıklar ile özel sektörden devletin yönetim birimlerine kadar “ yaratıcı politikalar ”ı benimsemiş ve stratejik hedef olarak koymuş durumdalar.

Gelecekteki rekabet sadece Türkiye için değil, tüm dünya ülkeleri için bu ülkelerin kuralları ile yazılacak ve şu anda yaratıcı politikalar ile destekledikleri sosyal kalkınma ve üretim endüstrisi bakımından açık ara ilerlediklerini görmek hiç de zor değil.

Bu alanın devlet politikaları mertebesinde en önde gelen temsilcilerinden biri olan Danimarka’da yapılan bir araştırma gösteriyor ki, tasarımı inovasyon ve iş geliştirme süreçlerinin stratejik bir parçası haline getiren şirketlerin değerlerinde, tasarımı sadece bir teknik pratik olarak kullanan şirketlere göre net %22 lik bir artış gözlenmiş; benzer istatistikleri çeşitlendirmek mümkün.

Tasarım odaklı düşünme, başta sosyal hizmetler ve kalkınma alanında oldukça yaratıcı öneriler sunduğu için, yönetimlerin çok benimsediği bir araç haline geldi. Diğer yandan bu yöntem şirketler için de olmazsa olmaz bir kavram olan inovasyona açılan bir kapı konumunda. Pek çok şirket bu alanda kendini nasıl geliştireceğini, nasıl daha inovatif bir şirket haline gelebileceğini ve bunu nasıl ölçümleyebileceğini bilmiyor.Tasarım odaklı düşünme bu aşamada devreye giriyor ve yaratıcılığın aslında “ilham” dan kaynaklanmadığını, sistematik bir çalışmanın ürünü olduğunu iş dünyasına ispatlıyor.

Bana ayrılan bu köşede, bundan sonra tasarımı, iş dünyası için stratejik bir rol arkadaşı olarak ele alacağım ve dünyanın çeşitli stratejilerinden örnekleri detayları ile sizlerle paylaşabileceğim.