KOBİ LER İÇİN TASARIM ODAKLI DÜŞÜNME ZAMANI – OPTİMİST EKİM 2014

optmist ekim14-1

Reklamlar

finlandiya AVOTTAKA dergisi / İstanbul’daki yaratıcı adreslerim

ImageImageImage

Etkinlik Ekonomisi / OPTİMİST DERGİSİ EKİM 2013

Eylül ayı ile birlikte tüm dünyayı yine sanat ve tasarım etkinlikleri sardı.Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen hız kesmeyen bu etkinlikler, yaratıcı sektörleri kalkındırmak için mi, yoksa etkinliğin ekonomisi başlıca hedef mi?

2012 yılında DOMUS dergisinde belirtildiğine göre dünya üzerinde toplam 54 tasarım, kentsel tasarım, grafik, mimarlık bienali / trienali var. Bunların dışında en az 60 kent tasarım haftası düzenliyor. Her yıl onlarca tasarım ödülü organizasyonu sahne alırken, fuarlar, tasarım kentleri, vakıf, müze gibi kuruluşların tekil etkinlikleri ile 300’e yakın farklı yaratıcı odaklı organizasyondan söz etmek mümkün. Londra ve NewYork yerel yönetimleri pek çok farklı etkinliği tek bir çatı altında toplayarak aynı zaman dilimine denk getiren “tasarım festivali” kavramını benimsedi.Her etkinlik türünün farklı amacı olsa da bu çokluk, yaratıcı ekonomiler için darboğazdan çıkışın bir yöntemi niteliğinde.

Yaratıcı endüstri etkinliklerine ek olarak, güncel sanat bienalleri, yeni medya festivalleri ile geçtiğimiz yıllarda sahne almaya başlayan ve yaratıcı alanlarla iş dünyasını buluşturmayı amaçlayan FastCompany, BusinessWeek, Dwell gibi dergilerin özel etkinlikleri başlı başına bir “yaratıcı turizm” yaratıyor. Milano’da her bahar düzenlenen mobilya fuarı beraberindeki tasarım etkinliklerine 2013 ‘te sadece 7 gün süresince 400.000 kadar kişi akredite oldu ; kriz öncesi bu sayının 800.000 olduğu da açıklanmıştı. Sayılar sınırlı yada çok olsun, bu etkinlikler ciddi miktarda insan çekiyor; doğal olarak etkinlik döneminde oteller dolup taşıyor; konaklama ve ulaşım fiyatları katlanıyor ve ziyaretçiler azımsanmayacak bir alışverişin yanında tüm yeme içme ve eğlence mekanlarını da ihya ediyor. Peki bu sektörlerin asıl aktörleri için de aynı mutluluktan söz etmek mümkün mü?

Bienaller, trienaller gibi ticari boyutu olmayan, kültürel çıtası yüksek ve belli bir söylem etrafında düzenlenen etkinlikler çoğunlukla yeni fikirlerin, deneysel ve akademik çalışmaların sergilendiği etkinliklerde yaratıcı aktörlerin tek kazancı isimlerini duyurmak ve fikirlerini insanlarla paylaşarak sonuçlarını test etmekten öteye pek geçemiyor. Eğer fazla “iyi” bir fikriniz var ise ve etkinlik süresince iyi tanışıklıklar kurabildiyseniz bu size başka kapıları açabilir, ticari olabilecek bağlantıları ve tanınırlığı kurmanıza araç olabilir.Bu sebepten fazlaca zahmetli olmasına ve kısıtlı olanaklara rağmen binlerce tasarımcı, mimar, akademisyen ve araştırmacı bu tür etkinliklere katılmayı bir prestij olarak görüyor.

Fuarlar ve tasarım haftaları ise yaratıcı ürüne, hizmete direkt olarak ulaşmayı sağlıyor. Moda haftalarında tasarımcıların ve markaların yeni koleksiyonları podyumda görücüye çıkarılırken, mobilya ve tasarım fuarlarında yapılan da başka bir şey değil; büyük yatırımlar yapılarak  hazırlanan devasa  standların da, çok “orjinal” bir mekan olduğu için eski bir hapisanenin nemli dehlizlerinde hazırlanan sergiler de hep aynı kaygıyı taşıyor: yeni müşteriler, daha çok satış ve biraz da şöhret.

Sonuç olarak, bu etkinliklerin bahsettiğim “yaratıcı turizm” kavramı bağlamında kentin, dolayısı ile ülkenin ekonomisine katkısı aktörlere olan katkısından daha etkili gibi görünüyor ama pek çok bakımdan bu sistemin dışında kalmak yaratıcı insanlar ve markalar için pek akıl karı değil.

Yaratıcı etkinlikler sektöründe henüz emekleme aşamasında olan İstanbul’da bu pazarda büyük boşluk var ve önümüzdeki dönemler bu bakımdan eskisinden daha hareketli olacak gibi.

Tasarım Odaklı Düşünce (DESIGN THINKING) /optimist dergisi eylül 2013

Davos‘ta geçtiğimiz Ocak’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu’nda ilk kez tasarım odaklı oturumlar yapıldı ve resmi bir birim olarak Tasarım ve İnovasyon Global Gündem Konseyi ( Global Agenda Council on Design and Innovation ) etkinliklerine başladı.11 Temmuz’da ise Birleşik Krallık’ta ilk kez devlet yönetimi tarafından tasarım kelimesi iç işleyişin “ toplum için servis tasarımı”, “politikaların tasarımı” ve “mevzuatların tasarımı” tanımlamaları için resmi dil olarak kullanıldı.

Tasarım, değişen kabuğu ile tekniği ve estetiği buluşturan bir meslek pratiği olmaktan çıktı ve üst yönetim düzeyinde benimsenmeye başlayan bir “ strateji ” konumuna erişti. Buna:“ Tasarım Odaklı Düşünme ” olarak tercüme edebileceğimiz “Design Thinking” deniyor.

Bu yöntemin kullanımı ile birlikte, tasarım “iş” inin özüne dönüyor ve biz tasarımcıların herhangi bir yaratıcı problem çözmek için temel eğitim olarak edindikleri çeşitli evreleri, iş dünyasının yönetim süreçlerine aktarıyoruz. Bu aslında bir tür strateji. Başta bu akımın öncüsü olan IDEO’nun yaptığı çalışmalar ve pek çokları ispatlıyor ki olumlu sonuçlar her zaman garanti.

Tasarım odaklı düşünme ile ekonomik büyüme, iş geliştirme ve  kalkınma alanları farklı bir boyut kazanabiliyor. Yarıtıcı bakış açısı aynı zamanda mevcut uygulamaların sağlamakta başarısız kaldığı “ sürdürülebilir” bir gelecek için de umut ışığı demek.

İş dünyamızın ve 2023 hedeflerinin kanımca fazlaca ıskaladığı bu “ yaratıcı ” stratejilerde tüm dünya inanılmaz bir ivme ile evrilmeye başladı. Ucuz üretimin kalesi olarak bildiğimiz Çin’de 2012 itibarı ile  tasarım öğrencisi sayısı tam bir milyon, ama ben yine de tasarım konusunda Çin ve İtalya gibi ülkeleri bırakalım ve gözümüzü artık biraz da Afrika, Tayvan, Güney Kore, HongKong, Singapur, Malezya, Endonezya, Hindistan gibi çok da düşünmediğimiz ülkelere çevirelim derim; bu ülkelerin her biri batı dünyasından aldıkları destekler ve danışmanlıklar ile özel sektörden devletin yönetim birimlerine kadar “ yaratıcı politikalar ”ı benimsemiş ve stratejik hedef olarak koymuş durumdalar.

Gelecekteki rekabet sadece Türkiye için değil, tüm dünya ülkeleri için bu ülkelerin kuralları ile yazılacak ve şu anda yaratıcı politikalar ile destekledikleri sosyal kalkınma ve üretim endüstrisi bakımından açık ara ilerlediklerini görmek hiç de zor değil.

Bu alanın devlet politikaları mertebesinde en önde gelen temsilcilerinden biri olan Danimarka’da yapılan bir araştırma gösteriyor ki, tasarımı inovasyon ve iş geliştirme süreçlerinin stratejik bir parçası haline getiren şirketlerin değerlerinde, tasarımı sadece bir teknik pratik olarak kullanan şirketlere göre net %22 lik bir artış gözlenmiş; benzer istatistikleri çeşitlendirmek mümkün.

Tasarım odaklı düşünme, başta sosyal hizmetler ve kalkınma alanında oldukça yaratıcı öneriler sunduğu için, yönetimlerin çok benimsediği bir araç haline geldi. Diğer yandan bu yöntem şirketler için de olmazsa olmaz bir kavram olan inovasyona açılan bir kapı konumunda. Pek çok şirket bu alanda kendini nasıl geliştireceğini, nasıl daha inovatif bir şirket haline gelebileceğini ve bunu nasıl ölçümleyebileceğini bilmiyor.Tasarım odaklı düşünme bu aşamada devreye giriyor ve yaratıcılığın aslında “ilham” dan kaynaklanmadığını, sistematik bir çalışmanın ürünü olduğunu iş dünyasına ispatlıyor.

Bana ayrılan bu köşede, bundan sonra tasarımı, iş dünyası için stratejik bir rol arkadaşı olarak ele alacağım ve dünyanın çeşitli stratejilerinden örnekleri detayları ile sizlerle paylaşabileceğim.