KOBİ LER İÇİN TASARIM ODAKLI DÜŞÜNME ZAMANI – OPTİMİST EKİM 2014

optmist ekim14-1

Reklamlar

YEREL YÖNETİMLER İÇİN DESIGN THINKING ( TASARIM ODAKLI DÜŞÜNME METODOLOJİSİ ) ÜZERİNE BİR ÖRNEK: DUBLİN

optimist DT1-ekim14 optimist DT-ekim 14

KAMUSAL ALANDA TASARIM / OPTİMİST MAYIS 2014 ( uzun versiyon)

YARATICI-ENDUSTRI mayısYARATICI-ENDUSTRI MAYIS2

Bu yazıyı yazarken henüz yerel seçimlere 2 hafta var, ve İstanbul’u önümüzdeki dönem kimin yöneteceği hakkında belirsizlik içerisindeyiz. Bu zorlu görev kimin olursa olsun, sonuçta kazananın Istanbul ve istanbullular olmasını istiyorsak geçmiş dönemde yapılan pek çok hatadan ders alınmalı. İstanbul artık sanıldığı gibi bir rant merkezi olarak değil; ancak insancıllaştığı oranda dünyanın en gözde şehirlerinden biri olmaya devam edebilir, zira, dünya ülkeleri insan ve çevre odaklı kentsel yaklaşımları ve dev “akıllı kent “( smart city ) projeleri ile geleceğin kent anlayışını inşa ediyorlar. Araştırmalara gore, 2050 yılında toplumun % 70 I kent ortamında yaşayacak. Bu durum kentsel tasarım, kamusal alanda tasarım çözümleri, toplu ulaşım alanında tasarım odaklı yaklaşımlar, kent yaşamında sağlıklı iletişim için tasarım gibi pek çok tasarım alanine ön plana çıkarıyor. Yerel yönetimlerin gelecek için en çok gelişim göstermesi gereken alan ister istemez tasarım olarak öne çıkıyor. Katılımcı bir yönetim anlayışı için gerek dünyada gerekse ülkemizde pek çok uzman ve sivil insiyatif rol alabilir durumda.Bu ay sizlere bu alandaki bazı örnekleri sunmak istiyorum:

YARIŞMALAR EN DEMOKRATİK VE EN YARATICI YÖNTEM
Her ne kadar geçtiğimiz dönem boyunca özellikle kamusal tasarım tercihlerinde yarışma yönteminden bi hayli uzak durulduysa da, bu metodun en demokratik ve en en yaratıcı projelere imkan veren sonuçları doğurduğunu unutmayalım; sonuçta işin uzmanları projelendiriyor ve yine uzmanlardan oluşan bir kurul karar veriyor.

DÖNÜŞÜM İÇİN DÜNYA ÇAPINDA ÜNLÜ BİR ÖRNEK
Belki çoğumuz için bilindik bir örnek ama bu konudaki en başarılı örnek olarak tarihe geçti. NY yerel yönetimi ve sivil insiyatiflerin orfanizaslonu ile hayata geçen projeyi görmemiş herkesin deneyimlemesini tavsiye ederim.

TAK KADIKÖY
2012’den itibaren gittikçe önemi anlaşılan ve mevcut uygulamalara tepkilerin de artmasıyla gündemin en üst sıralarına yerleşen kamusal alanda tasarım konusunda ülkemizde de saylıları çok olmasa da yerel insiyatifler rol almaya başladı. Bunlardan biri ve şu an kentteki türünün tek örneği olan TAK, KadıköyBelediyesi işbirliği ile Yeldeğirmeni’ndeki eski bir binanın restorasyonu ile açıldı.

STUDIO-X
Ülkemizdeki digger bir örnek ise hayatımıza yeni giren Studio –X. Kuruldukları günden beri kentsel anlamdaki pek çok projenin bayrol oyuncularından biri olan Superpool ekibinden Selva Gürdoğan’ın direktörü olduğu bu mekan Colombia üniversitesinin bir girişimi olarak Borusan holding’in desteği ile, Borusan Holdingin karaköy’de bulunan binasında kuruldu.İstanbul Kentinin sorunlarına çözüm arayan bir kent laboratuvarı olarak da tanımlanan bu oluşumdan NY, Amman, Bombay,Pekin- Tokyo, Johannesburg ve Rio de Jenerio’da da bulunuyor.

Etkinlik Ekonomisi / OPTİMİST DERGİSİ EKİM 2013

Eylül ayı ile birlikte tüm dünyayı yine sanat ve tasarım etkinlikleri sardı.Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen hız kesmeyen bu etkinlikler, yaratıcı sektörleri kalkındırmak için mi, yoksa etkinliğin ekonomisi başlıca hedef mi?

2012 yılında DOMUS dergisinde belirtildiğine göre dünya üzerinde toplam 54 tasarım, kentsel tasarım, grafik, mimarlık bienali / trienali var. Bunların dışında en az 60 kent tasarım haftası düzenliyor. Her yıl onlarca tasarım ödülü organizasyonu sahne alırken, fuarlar, tasarım kentleri, vakıf, müze gibi kuruluşların tekil etkinlikleri ile 300’e yakın farklı yaratıcı odaklı organizasyondan söz etmek mümkün. Londra ve NewYork yerel yönetimleri pek çok farklı etkinliği tek bir çatı altında toplayarak aynı zaman dilimine denk getiren “tasarım festivali” kavramını benimsedi.Her etkinlik türünün farklı amacı olsa da bu çokluk, yaratıcı ekonomiler için darboğazdan çıkışın bir yöntemi niteliğinde.

Yaratıcı endüstri etkinliklerine ek olarak, güncel sanat bienalleri, yeni medya festivalleri ile geçtiğimiz yıllarda sahne almaya başlayan ve yaratıcı alanlarla iş dünyasını buluşturmayı amaçlayan FastCompany, BusinessWeek, Dwell gibi dergilerin özel etkinlikleri başlı başına bir “yaratıcı turizm” yaratıyor. Milano’da her bahar düzenlenen mobilya fuarı beraberindeki tasarım etkinliklerine 2013 ‘te sadece 7 gün süresince 400.000 kadar kişi akredite oldu ; kriz öncesi bu sayının 800.000 olduğu da açıklanmıştı. Sayılar sınırlı yada çok olsun, bu etkinlikler ciddi miktarda insan çekiyor; doğal olarak etkinlik döneminde oteller dolup taşıyor; konaklama ve ulaşım fiyatları katlanıyor ve ziyaretçiler azımsanmayacak bir alışverişin yanında tüm yeme içme ve eğlence mekanlarını da ihya ediyor. Peki bu sektörlerin asıl aktörleri için de aynı mutluluktan söz etmek mümkün mü?

Bienaller, trienaller gibi ticari boyutu olmayan, kültürel çıtası yüksek ve belli bir söylem etrafında düzenlenen etkinlikler çoğunlukla yeni fikirlerin, deneysel ve akademik çalışmaların sergilendiği etkinliklerde yaratıcı aktörlerin tek kazancı isimlerini duyurmak ve fikirlerini insanlarla paylaşarak sonuçlarını test etmekten öteye pek geçemiyor. Eğer fazla “iyi” bir fikriniz var ise ve etkinlik süresince iyi tanışıklıklar kurabildiyseniz bu size başka kapıları açabilir, ticari olabilecek bağlantıları ve tanınırlığı kurmanıza araç olabilir.Bu sebepten fazlaca zahmetli olmasına ve kısıtlı olanaklara rağmen binlerce tasarımcı, mimar, akademisyen ve araştırmacı bu tür etkinliklere katılmayı bir prestij olarak görüyor.

Fuarlar ve tasarım haftaları ise yaratıcı ürüne, hizmete direkt olarak ulaşmayı sağlıyor. Moda haftalarında tasarımcıların ve markaların yeni koleksiyonları podyumda görücüye çıkarılırken, mobilya ve tasarım fuarlarında yapılan da başka bir şey değil; büyük yatırımlar yapılarak  hazırlanan devasa  standların da, çok “orjinal” bir mekan olduğu için eski bir hapisanenin nemli dehlizlerinde hazırlanan sergiler de hep aynı kaygıyı taşıyor: yeni müşteriler, daha çok satış ve biraz da şöhret.

Sonuç olarak, bu etkinliklerin bahsettiğim “yaratıcı turizm” kavramı bağlamında kentin, dolayısı ile ülkenin ekonomisine katkısı aktörlere olan katkısından daha etkili gibi görünüyor ama pek çok bakımdan bu sistemin dışında kalmak yaratıcı insanlar ve markalar için pek akıl karı değil.

Yaratıcı etkinlikler sektöründe henüz emekleme aşamasında olan İstanbul’da bu pazarda büyük boşluk var ve önümüzdeki dönemler bu bakımdan eskisinden daha hareketli olacak gibi.